Perşembe, Haziran 13, 2024
Ana SayfaKöşe YazılarıYALANSIZ, RİYASIZ OLMAK

YALANSIZ, RİYASIZ OLMAK

Spread the love


  Yalanlar söylemeyen doğru dürüst insan olmak. Nasıl geliyor kulağa? Oldukça güvenilir memnuniyet içeriyor değil mi? Peki biz nasıl bir insanız? Çocukluğumuzdan bugüne nasıl yetiştik ya da çevremizde bir bebek daha dünyaya yeni gözlerini açtığından itibaren nasıl yetişiyor gözlemlediniz mi?  Gözlerinizi kapatıp biraz bu süreci düşünmenizi istiyorum. Nelere gözlerimizi kapatıyor neleri kulaklarımızı tıkıyoruz neleri normalleştiriyoruz bir süzgeçten geçirelim. Bu psikoloji üzerine makalelerdeki yazılarla örneklendireceğim.

Akşam yemeğini hazırlarken yavrusu masada duran çikolatayı ister. Ebeveyn ‘Hayır, şimdi yemek yiyeceğiz’ diyerek sorun çıkmasını istemediği için çikolatayı alıp camdan dışarı ‘atıyormuş gibi’ yapar. Az sonra komşusu gelir. Onu güler yüzle karşılayıp ikramlarda bulunur. Ama o gittikten sonra ‘Öf, kalkmak bilmedi’ der. Ya da bir tanıdığın evine taziyeye gider. Orada ağlayıp üzülür. Eve dönerken ‘Karısına az çektirmedi. Zaten akrabalar da sevmezdi onu.’ diye kritik yapar. Tüm bu samimiyetsizlik silsileleri ergenlik dönemindeki bir çocuğun (5-7 yaş arası da dâhil) yanında geçer. Acaba çocuklar anne-babalarının pembe-beyaz yalanları, ikiyüzlülüklerinden vicdanen nasıl etkilenir? Cevabını Güney Kore’de eğitim almış, Ufuk Koleji’nde görevli Çocuk ve Ergen Psikoloğu Serpil Yeşilkurt’tan dinliyoruz: “Doğallıktan uzak tavırlar, yalan söyleyen-samimiyetsiz insanlarla bir arada bulunmak çocuğun vicdanını katılaştırır, zehirler. Hiçbir vicdan, yalan, ikiyüzlülük karşısında sessiz kalmaz, rahatsız olur. Vicdanın konuşmasından bunalan kişi, sonunda o sesi bastırmaya ya da söylenenleri zihninde normalleştirmeye girişir. Bu da vicdanın dumura uğramasıdır. Üstelik çocuk yalan ve ikiyüzlülüğü de ebeveyninden öğrenir.”

Sanal Dünya Vicdanı Yaralıyor

Moscow State Pedagogical University’de eğitim almış Psikolog Sinem Yersel, yaşanmış bir olayı anlatıyor: “Sürekli bilgisayar oynayan 5 yaşındaki çocuğun babası vefat ediyor. Yakınları kötü haberi veriyor. Çocuk da ‘Bir canı daha vardır, bir şey olmaz’ diyor.” Klinik Psikolog Dağlar ise başka birinden bahsediyor: “Kuşu ölmüş. Annesiyle gömüyor, aradan biraz zaman geçiyor. Çocuk ‘Gidip bakalım canlanmıştır’ diye diretiyor. Gidiyorlar ama kuş kalkmıyor yerinden. Çocuk büyük hayal kırıklığı yaşıyor. Öldü diyorsun ama anlayamıyor.”

  Sizce de yolunda gitmeyen bir şeyler yok mu? Her geçen gün hayatımız biraz daha gerçeklerden uzaklaşıyor. Tabii bu kötü gidişattan en çok da minikler, ergenler etkileniyor. Çünkü daha gerçeklikle tanışmadan, ‘olmayan şeyler’in peşinden koşup gerçeklik algılarını değiştiriyorlar. Bu üzücü durumu da diziler, çizgi filmler, sanal oyunlar ortaya çıkarıyor. Mesela şiddet içeren bir oyunda adam adama vuruyor, kafa koparılıyor, etrafa kanlar fışkırıyor, arkadan alkış efektleri geliyor. Dizilerde iki yetişkin birbiriyle kıyasıya dövüşüyor, bir sonraki sahnede her şey normalleşiyor. Çizgi filmlerde de insana benzemeyen garip yaratıklar vuruyor, kırıyor, yaralıyor-yaralanıyor ama görüntü değişmiyor. İşte asıl tehlikenin de bundan sonra başladığını söylüyor Klinik Psikolog Dağlar: “Kan, bir insanın sakatlanması, ölmesi normal şartlar altında vicdanı harekete geçirecek durumlarken çocuk gerçeklik algısını kaybettiği için her şey sıradanlaşıyor. Vicdan o kadar hassas bir terazi ki bunu tartamaz hâle geliyor.” 

GÜLŞAH ONUR

İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

SON DAKİKA

SON YORUMLAR