Salı, Şubat 7, 2023
Ana SayfaGündemBAKAN ÖZER, "AKRAN ZORBALIĞINI ÖNLEMEDE BÜTÜNCÜL OKUL YAKLAŞIMI" KONULU ÇALIŞTAYA KATILDI

BAKAN ÖZER, “AKRAN ZORBALIĞINI ÖNLEMEDE BÜTÜNCÜL OKUL YAKLAŞIMI” KONULU ÇALIŞTAYA KATILDI

Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, Bakanlığa bağlı okullarda çocuk ve gençlerde akran zorbalığını önlemeye yönelik farkındalık kazandırmak amacıyla düzenlenen “Akran Zorbalığını Önlemede Bütüncül Okul Yaklaşımı” konulu çalıştaya katıldı.

Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda çocuk ve gençleri çeşitli risklerden korumak, iletişim becerilerini geliştirmek, duygularını tanıyıp sağlıklı yollarla ifade etmelerini sağlamak için gelişimsel önleyici ve iyileştirici rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri sunulmaya devam ediyor. Bu kapsamda, Bakan Özer’in katılımıyla Bakanlığa akran zorbalığını önlemeye yönelik farkındalık kazandırmak amacıyla “Akran Zorbalığını Önlemede Bütüncül Okul Yaklaşımı” konulu bir çalıştay düzenlendi. Ankara Mogan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde düzenlenen çalıştayda akademisyenler başta olmak üzere İzmir’den Diyarbakır’a, Trabzon’dan Gaziantep’e uzanan çok sayıda farklı ili temsilen farklı tür ve kademelerden okul/kurum yöneticileri ile rehber öğretmen/psikolojik danışmanlar da hazır bulundu.

Çalıştayda konuşan Bakan Özer, eğitimde ortaya çıkan konuların okuldan öte okul dışı faktörlere de bağlı olduğunu belirterek “Eğitimde okul dışı faktörler, okuldaki performansın ana belirleyicilerinden biridir çünkü yaşam bir bütündür. İnsanın var olduğu her noktadaki temaslar insanı sürekli şekillendirmekte ve dönüştürmektedir. İşte hepimizin malumu, akademik başarıları belirleyen, özellikle eğitimin ilk kademelerinde belirleyen şey, bizatihi okulun kendisi değil, okul dışı faktörler ve ailelerin sosyoekonomik seviyesidir.” ifadesini kullandı.

Özer, bu sebepten dolayı çocukların ailelerinden okula taşıdığı kültürel ve sosyal sermayenin etkileri üzerine çalışıldığını kaydederek “Çocuğun okula, ailesinden taşıdığı kültürel ve sosyal sermayesinin etkisini minimize edebilmek için Bakanlık olarak okul öncesi seferberliğini uygulamaya soktuk. Çünkü biliyoruz ki okul öncesi eğitime erişenlerle erişmeyenler arasında çok ciddi bir fark var.” dedi.

Özer şöyle devam etti: “2000’li yıllarda beş yaştaki okullaşma oranları yüzde 11’di. Yani yüzde 89’u okul öncesi eğitime erişemiyordu. Kimler erişebiliyordu? Sosyoekonomik seviyesi güçlü olan ailelerin çocukları erişiyordu. Erişemeyenler birinci sınıfa geldiği zaman hazır bulunuşluklarında ciddi bir fark ortaya çıkıyor ve eğitim sistemi o farkları telafi edecek mekanizmalarını inşa edemediği müddetçe, öğretmenlerin o farkları minimize edecek farkındalığını artırmadığımız müddetçe o farklar giderek büyüyor. Nerede ortaya çıkıyor? PISA’da, 15 yaşta okuduğunu anlama, matematik ve fen okuryazarlığı araştırmasını yaptığınız zaman lisede, liseler arası başarı farkında ortaya çıkıyor. Hemen odaklanıyoruz. Demek ki lisede bir problem var. Hayır, lisede problem yok. Problem, okul öncesinde… İşte gelişmiş ülkeler artık okul öncesini bırakın üç beş yaş aralığını, ‘Sıfır üç yaşta neler yapılabilir?’… Buna bakıyorlar. Okul öncesi eğitimi, okulun dışındaki parametreleri de dikkate alan sosyal politikalarla desteklediğimiz zaman, hem akademik başarı hem akran zorbalığıyla ilgili, şiddetle ilgili, mesafeler alabilme imkânına sahibiz.”

“Toplum olarak iyiliğe değer vermemiz gerekiyor”

Akran zorbalığıyla ilgili medyada görünürlüklerin arttığına değinen Özer, bu artışın okullarda yaygın bir akran zorbalığı olduğu anlamına gelmediğini, önemli olanın iyiliğe değer vermekten geçtiğine işaret etti. Bir eğitim politikasının okula sirayet etmediği takdirde retorikten öteye geçemeyeceğini bildiren Bakan Özer, “Onun için biz her projemizde 2022’de yaptığımız, 2023’te yapacağımız tüm projelerde okulu etkileyen, direkt okulda hissedilecek politikalara ağırlık veriyoruz. Okullar arası başarı farkını azaltmaktan öğretmenlerimizin çalışma, mesleki ve kişisel gelişimini destekleme mekanizmalarına, okula bütçe verilmesinden öğretmen eğitiminin okul temelli bir şekilde bütçelendirilerek yönetimine amacımız, sağlıklı ve güvenli bir okul iklimini inşa edebilmek. Eğer sağlıklı ve güvenli bir okul iklimini inşa edebilirsek o ortamda öğrenme maksimum verimlilikle gerçekleşebilir. Onun için sürekli okulu güçlendirecek, destekleyecek ayakları üzerinde duracak mekanizmaları inşa etmeye çalışıyoruz. Akran zorbalığı bunun bir parçası. Eğer biz bu iklimi güçlendirirsek çok daha sağlıklı eğitim sistemimiz olacak, çok daha sağlıklı okul iklimi inşa etmiş olacağız.” diye konuştu.

Özer, öğretmen, okul idarecisi ve orada yaşayan yetişkinlerin değerlere saygılı bir ortamda var olmaları sağlanabildiğinde müfredatın bir anlam ifade edebileceğini belirterek “Onun için her şeyi yaşama dönüştürecek, yaşam pratiklerini güçlendirecek akışkanlığa kazandırmamız lazım. Her olaya bütüncül bir şekilde, ana resmi görecek şekilde bakmamız lazım.” vurgusunu yaptı.

“Eğer okulda şiddet var diyorsak evde şiddet var demektir”

“Eğer okulda şiddet var diyorsak evde şiddet var demektir, toplumda şiddet var demektir. Asıl olan şey koruyucu önlemdir, ortaya çıkmasını engelleyecek mekanizmaları sisteme enjekte edebilmektir.” diyen Özer, “Okullarımızı çok daha sağlıklı bir ortama kavuşturabilmek için öncelikle ortaöğretim yönetmeliğinde bir değişiklik yaptık. Akan zorbalığını ilk kez disiplin cezalarının içine koyduk. Burada dikey zorbalıklara da bakmamız lazım. Yani sadece öğrencinin öğrenciye, öğretmenin öğretmenine değil; öğretmenin öğrenciye ve öğrencinin öğretmene dikey zorbalıkların da olmadığı sağlıklı bir okul iklimi inşa etmek durumundayız.” bilgisini paylaştı.

Dijital dönüşümün çocukların davranışlarını da dönüştürmeye başladığını dile getiren Özer, bilgisayar başında çevrimiçi geçirilen sürenin arttığına değinerek “Aslında asıl olan ailedir. Ailedeki iletişim kanalları kopmaya başladı. Çocuk, odasında ailesiyle temas etmeden, o etkileşime girmeden, kültürel değerlerin yeniden inşasıyla ilgili vasatı ortadan kaldıracak bir mekanizma, bir yaşam biçimi ortaya çıkmaya başladı. Buna karşı çok hassas olmamız lazım.” açıklamasını yaptı.

Özer şu değerlendirmede bulundu: “Biz hep madde bağımlılıkları, somut madde bağımlılıkları üzerine yıllarca mücadele etmeyle ilgili uğraştık ama son zamanlarda artık davranış bağımlılıkları ön plana çıkmaya başladı. Artık tüm dünya madde bağımlılığının yanında davranış bağımlılığıyla da mücadele etmeye başladı. İşte akran zorbalığı bunlarla da doğrudan bağlantılı… Bakanlık olarak sadece okul değil, okul dışı ortamları da dikkate almak için 2022 yılında çok önemli bir proje başlattık: Aile Okulu projesi. Aile okulundaki amacımız şuydu: Aileyi daha muhkem kılacak, yaşam becerilerini ve aile iÇindeki iletişimi destekleyecek mekanizmalarla tanıştırabilmek, hatırlatmak… Aile bir toplumun temel yapı taşı. Eğer aile güçlü olmazsa ve dış saldırılara karşı farkındalık düzeyini artırmazsak aileyi kaybederiz. Aileyi kaybedersek toplumu kaybederiz.”

“1 milyon 147 bin 555 aileye ulaştık, bu sayının yüzde 73’ü kadınlar”

Aile kavramını güçlendirme adına aile okulu projesinin başlatıldığını anımsatan Özer, şunları söyledi: “Aile okulunun içinde 56 saatlik bir eğitim gerçekleştiriyoruz. Değerler eğitimi, ahlak, aile içi iletişim, bağımlılıklarla mücadele, çevre ve iklim değişikliği farkındalığını artırma, ilk yardım eğitimi, trafik bilgisi, yaşam becerileri gibi çok boyutlu, aileyi destekleyecek bir şekilde bir eğitim paketi ortaya koyduk. Ağustosta başlattığımız projede hedefimiz 2022’nin sonuna kadar 1 milyon aileye ulaşmaktı. 1 milyon ailenin çok üzerine çıktık. 1 milyon 147 bin 555 aileye ulaşmışız ve bunların yüzde 73’ü kadınlar, 841 bin 267 kadın ulaşmışız. Bu o kadar kıymetli bir şey ki… Kadınlarımız o kadar güzel şeyler söylüyorlar ki ‘Aslında iletişim içinde değilmişiz çocuklarımızla. Bağımlılıkların farkında değilmişiz’. Bu aslında sorunun kaynağının ve çözümün odak noktasının aile olduğunu gösteriyor. Oraya sürekli destek vermemiz lazım çünkü orada olan şey, okulda karşımıza çıkıyor. Eğer bir yerde bir problem varsa o bir yerde ortaya çıkar mutlaka. Ortaya çıktığı yerde değil, nereden kaynaklandığına, o kaynağın olduğu noktaya odaklanmamız lazım. Sadece eğitim politikalarını değil, sosyal politikalarda da bu geçerli.”

Aynı çerçevede köy yaşam merkezlerinin açıldığını anlatan Bakan Özer, 2 bin 325 köy okulunun tekrar dönüştürüldüğünü kaydetti. Özer, buradaki amacın sadece çocukların anaokulu veya ilkokula erişmesini sağlamak olmadığını, aynı zamanda halk eğitimi merkezleriyle yetişkin vatandaşların ve özellikle kadınların yaşam becerilerini geliştirmek ve desteklemek olduğunu, 4-5 ay gibi kısa bir sürede bu merkezlerde 170 bin vatandaşa ulaşıldığını dile getirdi.

“Halk eğitimi merkezlerinde 13 milyonun üzerinde vatandaşa ulaştık”

2022 yılında halk eğitim merkezlerinde her ay 1 milyon vatandaşa ulaşma hedefiyle yola çıkıldığını, 13 milyonun üzerinde vatandaşa ulaşıldığını kaydeden Özer, bunların hepsinin amacının sorunlara bütüncül bir şekilde bakabilmek olduğunu söyledi. “Bizim geleneğimizde müthiş bir söz var: İnsanın en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” diyen Özer, sözlerine şöyle devam etti: “İnsanı değerli kılan bu topraklarda diğer insanların hayatına hangi güzellikleri katıyor? İşte bu, zorbalığın yok olduğu noktadır. Bu kültürü, bu kadim değerlerimizi tekrar inşa etmemiz lazım. Başkasının derdiyle dertlenen, derdinden mutluluk devşirmeyen ama mutluluğundan da hasetlik duymayan, onu da paylaşan davranışları yaygınlaştırmamız lazım. Burada çocuklarımızın hiçbir günahı yok. Sorumluluk bize düşüyor. Birbirine hoyrat davranan insanlar değil, yetişkinler değil; birbirine sevgiyle yaklaşan, derdiyle hemhâl olan ki hemhâl sözcüğü de başka bir medeniyette yoktur. Onun hâliyle halleşmek, derdiyle dertleşmek ve ona çözüm üretmek… O kadar çok sözümüz var ki ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir.’, toplum olarak diyor. Onun derdiyle dertlenebilmek, işte bunu tekrar tekrar dikkate almamız lazım. Bu çalıştaya destek veren ve organize eden çalışma arkadaşlarıma çok teşekkür ederim.”

Konuşmasında ayrıca bir müjde de vereceğini ifade eden Özer, “Öğretmen atamasında, biliyorsunuz, her atamada öncelik verdiğimiz alanlarımız var. Mesela 2022’de okul öncesi eğitime çok büyük ağırlık verdik. Son 20 bin atamanın 7 bin 503’ünü okul öncesi öğretmenlerle yaptık çünkü öyle bir politikamız var, sahada sayıyı artırıyoruz, o zaman öğretmen de istihdam etmemiz lazım. Yakın zamanda İçişleri Bakanlığımızla bir çalışmaya başladık, özellikle bağımlılıklarla mücadeleyle ilgili çok ciddi bir seferberliğe başladık. Hedefimiz şubat ayının sonuna kadar 19 milyon öğrencimizin tamamını, öğretmenlerimizin tamamını ve ilave 5 milyon veliye ulaşarak 25 milyon vatandaşımıza bağımlılıkla ilgili bir farkındalık-önleyici davranış parametresi üretecek destekleyici mekanizmalarla ilgili eğitimleri uygulamaya başladık. Başarılı bir şekilde de gidiyor. Şimdi bu ihtiyaçlar, hep rehber öğretmen ihtiyacını da beraberinde getiriyor. Onun için 2023 öğretmen atamasında her okulda en az bir rehber öğretmen olacak şekilde öncelik vermeyi planlıyoruz.” açıklamasını yaptı.

Tüm kademeler için farkındalık programları ve etkinlikler hazırlandı

Diğer taraftan, akran zorbalığı konusunda tüm öğrencilere yönelik farkındalık kazandırmayı amaçlayan okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lise kademeleri için farkındalık programları ve etkinlikler hazırlandı. Bu konuda kuramsal bilgilerin yer aldığı rehber öğretmen/psikolojik danışmanlara yönelik bilgilendirici kitapçık ile rehber öğretmen/psikolojik danışmanların okullarda tüm öğretmen ve velilere uygulayabileceği her kademeye özgü sunu içerikleri oluşturuldu.

Ayrıca akran zorbalığına uğrayan ve akran zorbalığına maruz kalan öğrencilerin baş etme becerilerini geliştirmeye yönelik olarak ayrı ayrı ve her kademeye özgü psikoeğitim programları geliştirildi. Programların dışında öğretmen ve velilere yönelik afiş, bülten ve broşürler düzenlendi.

Hbr-Ali Köksal

İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

SON DAKİKA

SON YORUMLAR