Salı, Şubat 7, 2023

Bİ KAHVE

Kahve ikramı unutulur mu. Kahvenin kokusunu tadını ve hatta kendine has sunumunu ne kadar sevsekte iki dost bir araya gelince kahve bahane der asıl meselenin muhabbet hasret giderme dertleşme olduğunun altını çizeriz. Ama gel gelelim o muhabbetin ateşini de ocağa sürülen cezvedeki kahveyle yakarız. Sohbet bitmesin der gibi yudum yudum içtiğimiz kahveyle günün ağırlığını biraz olsun dindirir kendimize geliriz. Aslında içtiğimiz kahve aynı kahvedir fakat yanına eklenen muhabbetle tadı da keyfide bir başka olur. Bu yüzden bir fincan kahve insanları hoş sohbetlere sürükleyen ve aralarında dostluk bağları sağlaya

Bir fincan kahve eğer ki tek başına içiyorsanız keyif ve dinlenme demektir. Kalabalık bir ortamda içilen kahve ise sohbetin ve paylaşmanın simgesidir. Çünkü hatırlanan ve karşılık bulan iyilikler aynı zamanda güvenilir dostlukların temelini atar. Atalarımız boşuna dememişler Gönül ne kahve ister ne kahvehane Gönül muhabbet ister kahve bahane. Peki bir fincan kahvedeki 40 yıllık hatır meselesi nerden geliyor bu yazımızda bunu ele alacağız. Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı var sözü tarihte yaşanmış bir olaya dayanmaktadır. İstanbul’un yemiş iskelesinde kahve yapan ve satan Üsküdarlı bir kahveci varmış. Her telden insan kahvecinin sohbetini dinlemeye, iki çift nasihatini almaya derdini paylaşmaya gelirmiş. Günlerden bir gün bu kahvehaneye iri yarı bir yeniçeri gelir, kahveciye herkese kendinden kahve ikram etmesini fakat içeride yalnız başına oturan Rum gemi kaptanına vermemesini söylemiş. Kahveci de herkese yeniçerinin kahvesini ikram ettikten sonra iki kahve yapar ve Rum kaptanın yanına oturur. Biz de seninle içelim der.

Yeniçeri hiddetle Ben sana o kâfire vermeyeceksin demedim mi? diye çıkışınca kahveci de bu senin değil benim ikramım diyerek cevap vermiş. Daha sonra Rum kaptanla kahve eşliğinde uzun uzun sohbet etmiş. Aradan 40 yıl kadar zaman geçer. Sisam Adası`nda büyük bir isyan çıkar. Rumlar isyan etmiştir. O zamanın Üsküdarlı kahvecisi de Yeniçeri ocağında kayıtlı asker olduğu için adaya sevk edilmiş ve esir düşmüştür. Rumlar ele geçirdikleri Türk esirleri bir meydanda müzayede satıyorlarmış. Yemiş iskelesinin kahvecisi de diğer esirlerle birlikte satışa çıkarılır. Esirler sırayla öne çıkarılıp sırayla en yüksek parayı verene satılırmış. Para derken gerçekten üç beş paraya satılırmış. Kendinden önceki esirler sırayla üç beş paraya satılıyormuş. Sıra kahveciye gelince kahveci birazda korkuyla kendisini alacak Rumu beklemeye başlamış. Müzayede başlamış bir kaç kişi bu yaşlı askerin işlerine yaramayacağını düşünerek teklif bile vermemişken tepeden tırnağa silahlı bir Rum gelir. Beş kuruş diye bağırır. Oradaki tüm esirleri satın alınacak bir miktarın böyle yaşlı bir asker için söylenmesine herkes şaşırır. Daha yüksek veren olmayınca da esiri alır şehirden çıkarır. Kahveci beni beş kuruşa aldığına göre kimbilir nasıl bir hıncı var. Kimbilir hangi yakınına zarar verdim. Kim bilir beni nasıl işkencelerle öldürecek diye düşünür.

Issız bir yere geldiklerinde o silahlı Rum korkma sen beni tanımadın ama ben seni tanıdım. Hani bir yeniçeri bana hakaret ettiği zaman sen onu dinlemeyip bana kahve  ikram eden Yemiş iskelesindeki kahveci değil misin der.  Yaşlı kahveci dikkatli bakınca Rumu hatırlar. Kucaklaşırlar. Rum 40 yıl önceki kahve ikramını unutmamıştır. Önce yaşlı kahvecinin güzelce karnını doyurur ve cebine yol parasını verip memleketine gönderir. İşte anlatılana göre bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır sözü buradan gelmektedir. Sözün özü kahve keyiftir ve hayatta kalacak olacak baki bir gönül işidir. Öyledir ya kız isteme fasıllarında acılara bürünür keyifli anlarda şekere sürülür. O zaman sözümüz odur ki bir kahve ki bi kahve gönül ne kahve ister ne kahvehane. Gönül muhabbet ister kahve bahane.

Hoşça ve sağlıcakla kalınız…

İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

SON DAKİKA

SON YORUMLAR